Bükçe : Sema Maraşlı

197426-3-4-f9e1c

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi bir baba olarak ona öğüt

vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam çünkü annesi ağız tadıyla öğüt

vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İş yerimden

oğluma telefon açtım, "Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim." dedim.

Deniz kenarındaki bu şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan

parçası, yakışıklılığı da aynı ben. Yan masadaki kızlar gözleriyle oğlumu

süzüyorlar. Bakmayın kızlar, onu kapan çoktan kaptı. Hoş beşten sonra konuya

giriyorum.

-Oğlum haftaya düğünün var, bir baba olarak sana bazı konularda yol yordam

göstermem gerekiyor. Çocukluğunda suç işlediği zamanlardaki gibi birden bire

kızardı. Kerata ne anlatacağımı zannettiyse!

-Baba ben yirmi altı yaşındayım, bazı şeyleri biliyorum artık.

-Ah senin o biliyorum zannettiğin konularda da çok bilmediğin çıkacak ama

ben o konulardan bahsetmeyeceğim. Keşke konuşabilseydik ama henüz o kadar

modern olamadım.

Rahat bir nefes aldı. Bu arada yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif

yaparak muhabbet edelim bakalım.

-Kaç dil biliyorsun oğlum sen?

-İngilizce, Fransızca, bir de Türkçe’yle üç dil oluyor.

-Bugün ben sana dördüncü dili öğreteceğim. Dilin adı Bükçe. Kadınlar

tarafından kullanılır. Sen buna "kadın dili" de diyebilirsin. Güldü. Güldüğü

zaman benim yanağımdaki gibi küçük bir gamzesi var, o ortaya cıkıyor.

-Kadınların ayrı bir dili mi var?

-Tabii ki. Eğer kadın dilini bilirsen bir kadınla yaşamak dünyanın en büyük

zevkidir, ama bu dili bilmezsen hayatın kararabilir. O yüzden bir kadınla

mutlu olmak isteyen her erkek Bükçe’yi öğrenmeli.

– İyi de niye Bükçe?

-Çünkü kadınlar konuşurken, genellikle söyleyecekleri sözü net söylemezler.

Eğip bükerler; onun için dilin adını "Bükçe" koydum.

-"Bükçe zor bir dil mi baba?" diye sordu gülerek.

-Bana bak, çok önemli bir konu ama eğleniyor gibisin, biraz ciddiye al. Bir

kadınla mutlu olmak istiyorsan bu dili bilmen çok önemli. Çünkü kadınlar

sözü bükerek bükçe konuşurlar sonra da senin sözün doğrusunu anlamanı

beklerler. Felsefesini anlarsan kolay, anlamazsan zor. Mesela Çinli bir

karın var, sen karına sürekli Fransızca "seni seviyorum" diyorsun ama karın

hiç Fransızca anlamıyor. Fransızca "seni seviyorum" un onun için bir anlamı

yoktur. Ona Çince seni seviyorum dediğinde seni anlayabilir.

-Tamam baba, haklısın ciddiyetle dinliyorum. Peki, sence kadınlar neden

bizimle aynı dili konuşmuyorlar, söyleyeceklerini direkt söylemiyorlar ?

-Bence bir kaç sebebi var. Birincisi, duygusal oldukları için, hayır cevabı

alıp kırılmaktan korktuklarından sözlerini de dolaylı söylüyorlar. İkincisi,

kadınlar dünyaya annelikle donanımlı olarak gönderildikleri için onların

iletişim yetenekleri çok güçlü.

-Bu konuda biz erkeklerden bir sıfır öndeler yani?

-Ne bir sıfırı oğlum, en az on sıfır öndeler. Düşünsene, henüz konuşmayan,

küçük bir çocuğun bile yüz ifadesinden ne demek istediğini hemen anlıyorlar.

İşin kötüsü kendileri leb demeden leblebiyi anladıkları için biz erkekleri

de kendileri gibi zannediyorlar. Onun için leb deyip bekliyorlar. Hatta

bazen, leb demek zorunda kaldıkları için bile kızarlar. "Niye leb demek

zorunda kalıyorum da o düşünmüyor?" diye canları sıkılır.

-Biz de bazen Canan’la böyle sorunlar yaşıyoruz. "Niye düşünmedin?" diye

kızıyor bana.

-Kızarlar oğlum, kızarlar. Kadınlar ince düşüncelidirler, detaycıdırlar,

küçük şeyler gözlerinden hiç kaçmaz. Bizim de kendileri gibi düşünceli

olmamızı beklerler, fakat erkekler onlar gibi değil. Biz bütüne odaklıyız,

onlar detaya. Beyinlerimiz böyle çalışıyor.

-Ne olacak baba o zaman, yok mu bu işin çaresi?

-Var dedik ya oğlum, Bükçe’yi öğreneceksin, bunun için buradayız. Hazır

mısın?

-Hazırım baba.

-Bükçe bol kelime kullanılan bir dildir. Biz erkeklerin on kelime ile

anlattığı bir konu, Bükçe’de en az yüz kelime ile anlatılır. Dinlerken

sabırlı olacaksın. Mesela karın o gün kendine elbise aldı, diyelim. Bunu

sana "Bugün bir elbise aldım." diye söylemez. Elbise almak için dışarı

çıktığı -ndan başlar, kaç mağazaya gittiğinden, almak için kaç elbise

denediğinden, indirimlerden, yolda gördüğü tanıdıklarından, alırken yaptığı

pazarlıktan devam eder ve sana kocaman bir hikaye anlatır.

-Hikaye dili yani?

-Aynen öyle. Sen akıllı bir erkek olarak ona asla, "Hikaye anlatma, ana

fikre gel, kısa kes." demeyeceksin. Böyle bir şey dediğinde bittin demektir.

İster öyle de, istersen "seni sevmiyorum." de. İki durumda da "seni

sevmiyorum" demiş olacaksın.

-Ne alakası var baba "seni sevmiyorum" demekle "kısa anlat" demenin?

-Çok alakası var. Kadınlar dinlenmedikleri zaman sevilmediklerini

düşünürler.

-Bu önemli. Bükçe’de dinlemek sevmektir diyorsun.

-Aynen öyle. Devam edelim. Bükçe ima dolu bir dildir. Kadınlar konuşurken

bir şeyler ima etmeyi severler. Biz erkekler de imalı konuşuyoruz diye

düşünürler ve gözlerimizle onlara ne demek istediğimizi çözmeye çalışırlar.

Oysa erkeklerin ima yeteneği pek gelişmemiştir. Bizim kastımız söylediğimiz

şeydir.

-Geçen hafta Canan bana "Bir kaç kilo daha versem gelinliğin içinde daha iyi

duracağım." dedi. Ben de "Böyle de iyisin." dedim. Canı sıkıldı, bir kaç

saat surat astı. ";Neyin var?" diye sordum. "Hiçbir şeyim yok." dedi. Sence

nerede hata yaptım?

-"Böyle de iyisin" derken o "de" ekini orda kullanmamalıydı n. Canan bunu

şöyle anlamıştır. "Böyle de fena sayılmazsın, eh işte, idare edersin ama

tabi daha da iyi, daha da güzel olabilirsin."

-Peki ne demem gerekiyordu?

-Şunu hiç unutma. Kadınlar kendileri ile ilgili, giysileri ile ilgili ya da

aileleri ile ilgili bir soru soruyorlarsa, kesinlikle iltifat bekliyorlardı

r. Es kaza eleştirmeye kalkarsan yandın. Bunu hiç unutmazlar. O gün "Hayatım

sen zaten Çok güzelsin, kilo vermeye falan bence ihtiyacın yok." deseydin,

günün zehir olmazdı.

-Yani diyorsun ki bir kadın her daim güzeldir, her giydiği yakışır ve her

kadının annesi bir hanımefendi, babası da beyefendidir. Bana ne yaparlarsa

yapsınlar.

-Aferin oğlum, çok hızlı anlıyorsun bana çekmişsin. Kadının, kendi anne

babasıyla sorunu olsa, kendi eleştirir ama asla senin eleştirmeni kabul

etmez. Bunu kendine hakaret olarak alır.

-Ve asla unutmazlar, değil mi?

-Aynen öyle. Yıllar once annene, annesi için "Biraz cimri." demiştim. Hala

"Sen benim annemi sevmezsin." der ve annesi bize bir şey aldığında gözüme

sokar, en çok göreceğim yere koyar.

-Hadi o konularda dilimi tutarım da, şu ima işini çözmek zor geldi.

-Zor gibi ama biraz gayret edersen çözersin. En önemlisi imaları

anlayacaksın ama "Sen şunu mu demek istiyorsun?" diye asla yüzüne

vurmayacaksın.

-Anladım. Anlayacaksın ama anladığını belli etmeyeceksin. Buna şöyle de

diyebiliriz. O beni iğnelediğinde "Niye bana iğne batırıyorsun?" Diye

sormayacağım, o iğneyi ben kendi kendime batırmışım gibi yapacağım.

-Güzel ifade ettin oğlum. Mesela dün öğlen annen beni aradı. "Akşama tok mu

geleceksin?" diye sordu. Beni biliyorsun akşam yemeklerinde hep evdeyimdir.

Kırk yılda bir dışarıda yerim onu da haber veririm. Tabi ben hemen anladım

annenin ne demek istediğini. "Tok gel, yemekle uğraşmak istemiyorum" demek

istiyor. Anladım ama tabi "Ne demek istiyorsun?" demedim.

-Dün çok yorulmuştu baba, düğün alışverişine çıkmıştık.

-Bunun pek çok sebebi olabilir. Yorulmuş olabilir, bir kabul gününden tok

gelmiş olabilir, bin beş yüzüncü diyetine başlamış ve o gün yemekle uğraşmak

istemiyor olabilir. Ama bunu biz erkekler gibi kısa yoldan "Canım benim

karnım tok, sen de dışarıda bir şeyler ye, ya da yorgunum, gelirken bir

seyler getir yiyelim." demez. Sanki böyle derse, iyi ev kadını rütbesi

tozlanacak, mevki kaybedecek. İlla Bükçe anlatacak, asık bir yüzle

karşılaşmamak için senin de anlaman gerekiyor. "Hayır, evde yiyeceğim ama

istersen hazır bir şeyler alıp geleyim, ne dersin?"dedim. "Tamam." dedi.

Döneri sever biliyorsun, dün eve giderken, ekmek arası döner yaptırdım. Onun

dönerini de porsiyon yaptırdım. Bunu düşündüğüm için ayrıca sevindi. O da

diyette, düğünde daha zayıf görünme derdinde bu sıralar.

-Bu Bükçe’de kısa konuşma yok mu baba?

-Var ama yerinde olsam hiç tercih etmezdim. Kadın konuşmuyorsa ya da kısa

konuşuyorsa kesin ciddi bir sorun var demektir. Mesela baktın canı sıkkın,

soruyorsun, "Neyin var?" diye. "Hiçbir şeyim yok." diyorsa, aman bir şeyi

yokmuş diye bırakma. Yoksa az sonra, çok ilgisiz olduğundan yakınarak,

ağlamaya başlar.

-Bükçe’de "Hiçbir şey yok." demek ";Çok şey var, benimle ilgilen." demek

oluyor, o zaman.

-Evet. Biz erkekler "Bir şey yok." diyorsak ya gerçekten bir şey yoktur,

sadece başımızı dinlemek istiyoruzdur ya da bir sey vardır ama; "Şu anda

konuşacak bir şey yok." diyoruzdur. Her ikisinde de konuşmak istemiyoruzdur.

Ama kadınlar ilgiyi sevgi olarak gördükleri için "Bana değer veriyorsan,

ilgilen ki anlatayım." demek istiyordur. Çok nadiren gerçekten anlatmak

istemiyor olabilir, o zaman da fazla üstüne varıp bunaltmayacaksı n tabi.

-Bir arkadaşım da "Kadınların ‘Peki.’ demesi tehlikelidir" demişti.

-Doğru. Bir kadının ağzından çıkan kuru bir ‘peki’, ‘olur’, ‘tamam’ her

zaman tehlikelidir. Bu Bükçe’de "Şimdi tamam diyorum ama acısını daha sonra

çıkaracağım." demektir. Sana en kısa zamanda kesin bir ceza keser. Fakat

pekinin yanında "Peki canım, olur hayatım" gibi bir hoşluk ekliyorsa

korkmaya gerek yok.

-Zor bir dil baba.

-Yok yok gözün korkmasın, her yabancı dil gibi. İlk başlarda biraz

çalışacaksın, pratik yapacaksın, bazen hatalar yapacaksın, dikkat edeceksin

sonra otomatiğe bağlanırsın. Kolay yanı şu; senin bükçe konuşman gerekmiyor.

Dili anlaman yeterli.

-Anlamak da pek kolay değil ama.

-Korkma, o kadar zor değil. En önemli kuralları ben sana öğretiyorum zaten.

Devam edelim. Kadınlar istediklerini söylemek zorunda kalınca,

düşünemediğimiz için biz erkeklere kızarlar ve konuşurken suçlayarak

konuşurlar; fakat suçladıklarının farkında olmazlar. Sitem ediyoruz

zannederler.

-Nasıl yani?

-Mesela, karın sana "Ne zamandır dışarı çıkmadık." derse bunu suçlama olarak

üstüne alma, canı seninle gezmek istiyordur, bunu sen düşünüp teklif

etmediğin için kalbi kırılmıştır. Maksadı seni suçlamak değildir. "Daha

geçenlerde gezmeye gittik." gibi bir savunmaya girme. "Tamam canım haklısın,

ben de istiyorum, en kısa zamanda gideriz." de, konu kapanır.

Tabi ilk fırsatta da sözünü yerine getirirsen iyi olur.

-Küçük ama önemli detaylar.

-Aynen öyle. Mesela karın "Üşüdüm." diyorsa, "Üstünü kalın giy." demeni ya

da kombiyi açmanı değil, ona sarılmanı istiyordur.

-Keşke okullarda öğretselerdi biz erkeklere Bükçe’yi. Ne kadar erken

başlasak o kadar çabuk kavrayabilirdik belki.

-Haklısın, aslında ben de sana öğretmek için geç kaldım. Neyse zararın

neresinden dönülse kardır.

-Not mu alsaydım. Epeyce detayı varmış dilin.

-Sen bilirsin oğlum, unutacaksan al. Keşke ben de not alıp gelseydim. Umarım

sana eksik öğretmem. Şimdi aklıma geldi. Kadınların en nefret ettiği sözcük

"Fark etmez."dir. "Fark etmez"i kadınlar "Hiç umurumda değil, ne yaparsan

yap." diye anlarlar.

-En değerli sözcük nedir?

-Sen bil bakalım.

-"Seni seviyorum." herhalde.

-Evet, kadınlar "Seni seviyorum." sözünü sık sık duymak isterler. Biz

erkekler ";Söylemiştim, zaten biliyor." diye bu konuda gaflete düşmemeliyiz.

-Bükçe sadece konuşma dili midir baba? Bunun bir de davranış dili var gibi

geliyor bana.

-Zekan kesinlikle bana çekmiş. Ben de tam ona geliyordum. Davranışlar da çok

önemli tabii. Kadınlar küçük şeylere önem verirler. Akşam ona sarıl,

televizyon izliyorsan sarılarak izle. Gündüz onu düşündüğünü ifade etmek

için kısacık da olsa bir mesaj gönder, küçük sürprizler yap. O yemek

hazırlarken ona yardım et, salata yap, çay demle.

-Akşam gelip sırt üstü yatmak yok yani.

-Gözünde büyütme. Sayınca çok şey gibi görünüyor ama aslında bunlar zaman

alacak, zor ve masraflı şeyler değil. Sen bu küçük şeylere dikkat et, zaten

karın sana paşa gibi davranır, seni yormaz. Bir erkek bu küçük şeylere

dikkat etmezse zamanını karısıyla büyük kavgalar yaparak geçirir. Sevgiyle

geçirmek varken niye kavgayla geçiresin ki? Kadınlar çok vericidir ama, eğer

sen hep alıp hiç vermezsen, bir gün birden patlarlar. Küçük küçük alırlarsa,

büyük büyük verirler.

-Tamam baba, bunlara dikkat edeceğim.

– Garson yemek tabaklarını kaldırırken oğlumun telefonu çalmaya başladı.

Belli ki nişanlısı arıyor, konuşmak için deniz kenarına doğru adımlamaya

başladı. Az sonra geldi.

-Baba çok teşekkür ederim. Bükçe’yi anlamaya başladım. Canan aradı. "Salonun

perdeleri ne renk olsun karar veremedim, yarın birlikte mi baksak?" dedi.

Tam "Fark etmez, sen seç." diyecektim ki bunu senin söylediğin gibi "Ev de

perde de umurumda değil." gibi anlayacağı aklıma geldi. "Tabii canım,

istersen birlikte bakabiliriz ama ben senin zevkine güveniyorum, sen seç

istersen." dedim, çok mutlu oldu. Kendi seçecek.

-O zaten perdeyi çoktan seçmiştir de kadınlar illa yaptıklarını onaylatmak

isterler. Birlikte de gitsen o seçtiği perdeyi almak isteyecektir. Biz

erkekler onların ne demek istediklerini anlarsak, işlerden kolay sıyırırız.

-Baba tekrar teşekkür ederim. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Bana Bükçe’yi

öğretmeseydin halimi düşünmek bile istemiyorum.

-Şanslısın oğlum. Benim seninki gibi bir babam yoktu. Bunları deneye yanıla

öğrenmem yıllarımı aldı. Sen yine iyisin, hazıra kondun. Güle güle kullan,

isteyene de öğret, herkes de güle güle kullansın. Kullansınlar ki yüzleri

gülsün.

Kaynak: Sema Maraşlı’nın Eşimle Tanışmayı Unutmuşuz kitabından."