KORKUNUN GELİŞTİRİCİ YÖNÜ



Herhangi bir ani etki ile karşılaştığında organizmamız da kendine özgü tepkiler verir. Kimimiz kızarır, kimimiz nefes alamaz, kimimiz ise davranışlarıyla bir reaksiyon gösterir. Bedende yaşadığımız haller ve gösterdiğimiz tepki biçimleri hepimize göre değişir.  Korkunun fizik sağlıkla bir ilgisi yoktur. Spor yapan, beslenmesine dikkat eden sağlıklı birinin de çeşitli korkuları olabilir. Çok cesaretli oluşuyla her zaman övünen, ancak asansöre ya da yürüyen merdivene binmekten korkan nice insanlar vardır.  Korku anında ilk gözüken şey kalp ve damar sistemindeki değişikliklerdir. Nabzımız hızlanır, düzensizlik gösterebilir, kalp arada bir tekler vaziyette çarpabilir, göğüs sıkışabilir, hatta yaşanan korkunun türüne göre yüz tamamen solduğu gibi, kan hücumu ile kıpkırmızı olabilir.  Solunum sisteminde de büyük baskılar görebiliriz: Nefesin kesilmesi veya göğsün sıkışması gibi. Boğazda ve ağızda kurumalar, mide bulantısı, ellerde terleme hali, ağlama veya gülme tarzında ortaya çıkan aşırı heyecan hallerini korktuğumuz anda vücudumuzun verdiği tepkilere örnek olarak gösterebiliriz.  Ayrıca korku gerilimi artırmakta, gerilim de düşünce ve beden hayatımızı etkilemektedir. Gerilimlerimiz motive edici özellikten çıkıp, sürekli ve artan bir hal almaya başlarsa zararlı olur. Büyük bir gerginlik yaratır; yorgun düşeriz. En ufak bir söz veya olay karşısında sinirlenir, bağırır, ağlayabiliriz. Olumsuz şeyler düşünür ve bu düşünceleri çevremize de yansıtabiliriz. Yani önce kendimize sonra da çevremize zarar vermiş oluruz. Kuşku ve korkularımız hastalık derecesinde olduğu müddetçe sağlıklı bir vücudun elde edilmesi o oranda zordur. Çünkü sağlık, yalnız fizik sağlıktan ibaret değildir ve hastalık, bir organizasyon bozukluğudur. Bizim içsel olarak yaşadığımız her tür sıkıntı, üzüntü, korku, kaygı ve endişe halleri adeta canlı birer varlıkmış gibi bedenimizde ortaya çıkmakta ve bizi fiziksel olarak sarsmaktadır. İçimizde yaşadığımız her tür karmaşa bedenimize fiziksel bir rahatsızlık olarak yansımaktadır. 


KORKUNUN RUHSAL HAYATIMIZA OLAN ETKİLERİ 

1. Korku ruhsal kaynağımızla olan tesir alış verişini engeller Korkunun ruhsal hayatımıza, içselliğimize olan en büyük etkisi, o anda bizim özümüzle iletişime geçmemize engel olmasıdır. Korku içimizde olumsuz bir heyecan hali yaratır ve pozitif bir merkeze yönelmemizi engeller. Kendi varlığımızdan bize gelecek olan olumlu etkilerin, sezgilerin kapısını kapar; bizi hapseder. İçimizde yanan pırıl pırıl ışığı giderek söndürür.

2. Kendimizi tanımamıza büyük bir engeldir Korkularımız ve bunun gibi diğer heyecanlar çoğu zaman bizi kontrolü altına alarak, gerçeklerle yüzleşmemize engel olurlar. Kendini tanıma, duygu ve davranışlarını gözlemleme insan varlığı için çok önemlidir. Kendini kontrol mekanizması görünüşte çok basit olabilir, fakat işin içine girildiğinde çok çaba isteyen bir konudur. Korkularımızla beraber yaşadığımız ve onlarla yüzleşme cesareti göstermediğimiz sürece, kendimize sürekli yalancı sebepler yaratır ve gerçeklerden kaçarız. Sahte benliklerle yaşayarak aslında kendimizin kim olduğunu, niçin yaşadığımızı, amaç ve gerçek isteklerimizin neler olduğunu unuturuz. "Ben kimim?" sorusuna verdiğimiz cevaplar gerçeklerden uzaktır. Çeşitli savunma mekanizmaları yaratarak korkularımızı unutmaya çalışırız. Aslında hiç de özümüze ait olmayan zevkli bahanelerle iyice kendimizden uzaklaşırız. Korkular içimizdeki ışığın üzerini örterek kalın birer kabuk halini alırlar. Bu kabukları çatlatmak, ruhumuza doğru uzanmak, içimizdeki doğru kişilikle temasa geçmek gittikçe zorlaşır. Kendini tanımak, değişmek isteyen bir kişi, korkularıyla ve diğer duygu ve düşünceleriyle yüz yüze gelmeli, objektif bir şekilde, "olduğu gibi" kendini karşısına koymalıdır. Kendini disipline alması ve kendi üzerinde bir çalışma yapması gerekir. Korkularımız üzerinde çalışırken, çok uyanık bir dikkat hali içinde bulunmamız gerekir, çünkü günlük sıradan dikkatimiz ile bu korkuları ortadan kaldıramayız. Dikkat halimiz otomatik olmaktan çıkarak, olaylar arasındaki sebep sonuç ilişkilerini gözlemleyebilme halini almalıdır.

3. Korkular açık şuurla hareket etmeyi ve mantıklı düşünmeyi engeller Korku duygusuyla hareket ettiğimiz zaman, başka bir şey düşünemeyiz. Sadece çok yoğun bir şekilde o duyguyu yaşar ve saatleri kendimize zehir ederiz. Adeta şuurumuza bir kilit vurulur; kapılar kapanır. O anda karanlık bir dünyadayızdır. İnsan mantıklı bir şekilde düşünemez ve hareket edemez.  İnsanı diğer canlılardan farklı kılan akıl ve irade yetimizi kullanamayız. Doğru düşünme yeteneğimiz ortadan kalkar. Oysa mantığımızı kullanarak, daha açık bir şuurla hareket etmek, yani o an kendimizin içinde bulunduğu haleti gözlemek, notlar almak, daha doğru bir hareket tarzına kendimizi sevk etmek bizim elimizdedir.  

4. Korku kendimize ve çevremize güven duymayı engeller Korku, içimizde yaşayan bir kurt olduğu müddetçe, insan kendine güvenemez, kendini sevemez. Yaptığı her işten endişe duyar, kendini yetersiz görür. Kendine güveni olmadığı için harekete geçemez ve pasifize olmuş bir hayat yaşar. Çevresiyle olan iletişimi zayıflar; insanlar da ona korku vermeye başlar. Hiç kimseye güvenmez ve giderek daha da içine kapanarak kendisini korkularına hapseder.  Günümüzde insanlar arasında yaşanan bu güvensizlik halinin en büyük nedeni insanların birbirinden korkması ve bir çıkar çatışması içinde olmasıdır. İnsanların birbirine güvendiği, yalan söylemediği, pozitif enerjileri aralarında sirküle ettirdiği ortamlarda korku olmaz. Çünkü böyle topluluklarda bilgi vardır, bilgiye dayalı bir güven ve sevgi vardır. 

5. Korku uyumu engeller Korku, toplumlar, aileler, eşler, arkadaşlar arasında daima uyumu engelleyici bir tarzda ortaya çıkar. Baba korkusuyla büyüyen bir çocuk hiçbir zaman yüreğini babasına açamaz ve aralarında birbirlerinin alanlarına uzanabilen bir iletişim kurulamaz. Akşam işten gelen eşinin suratını asık görerek "neyin var canım?" diye soran kişiye, duygularını açıklamaktan korkarak "yok bir şeyim" diye karşılık veren eşlerin evliliklerinde bir uyum söz konusu olamaz. "Onlar bizim düşmanımız" empozisyonuyla yetiştirilen nesillerin ileride birbirlerine güvenmeleri ve uyumlu ilişkiler kurabilmeleri zorlaşır. Yani korku ortak alanlar kurmayı ve"birlikte" hareket edebilmeyi engeller. 

6. Korku sevmeyi engeller Korkularının yoğun etkisi altında yaşayan bir kimsenin sevmesi de çok zor ve ıstıraplıdır. Sevgi enerjisi pozitif bir akış olduğu için, bariyerler, kabuklar olmadığı müddetçe insanın içine uzanabilir. Korkan, endişe ve kaygı duyan, ümitsiz bir kişinin sevgi enerjisini bünyesinden geçirmesi çok zordur çünkü bu tür olumsuz duygular akışa bir set çekerek engel olur. İnsan gerçekten bu duygularıyla başa çıkmaya istekli olursa sevgi enerjisi korkuyu söküp atabilir.  

7. Korkular enerji kaybına neden olur Duygularımızın niteliklerine dikkat etmeli ve gerekirse onları da iyi bir eğitimden geçirmeliyiz. Hislerimiz, heyecanlarımız bizim kullanabilmemiz için bir enerji yaratırlar. Bu enerjiler yaratıcı, olumlu nitelikte olabildiği gibi, olumsuz, tüketici nitelikte de olabilir. Korku ve endişe halleri böyle enerji çekip bitiren olumsuz duygulara birer örnektir. Korkular negatif enerjileri besleyip, pozitif enerjimizi emer ve bizi bitkin düşürürler. Korktuğumuz şeylere, korktuğumuz anlara dikkat edersek büyük bir içsel sıkıntı içinde bulunduğumuzu, giderek ümitsiz bir hal almaya başladığımızı, güçsüz düştüğümüzü, sararıp solduğumuzu gözleyebiliriz. Rahatsızlıklarımızın büyük bir kısmı, duygularımızın enerji tüketen, enerji yiyen nitelikte olmalarından ileri gelir.  

KORKUNUN GELİŞTİRİCİ YÖNÜ ? Korkunun insana yararı dokunan, onu koruyan bir niteliği yok mudur?? şeklinde başka bir açıdan da konuyu düşünebilmek mümkündür. Evrende her şeyin dengeleyici bir yönü vardır. Daha uyanık, dikkatli, kendisini ve çevresini gözleyen insanlar bu dengeyi yakalayabilirler. Korkularımızı, endişelerimizi kendi gelişimimiz yönünde bir araç olarak kullanmak da insanın elindedir. Önemli olan bu korkuların, kaygıların aşırı bir hal almaması durumudur. Korku, insanlar üzerinde çağlar boyunca kullanılmıştır. Çünkü korku, dejenerasyonu, bozulmayı engeller. Niçin herkes kış günü denize giremez çünkü bir hastalanma korkusu yaşar. İnsanlar ihtiyaçlarının karşılanması için araç olan parayı elde edebilmek için iş düzeni kurmuşlardır. Herkes birbirinin yanında çalışmaya, bir şeyler üretmeye mecburdur. Korkularımız olmasaydı, herkes beğenmediği anda işini terk eder, istediği sözü söyler, kavga eder, savaş bile çıkarabilirdi. Dolayısıyla korkunun insanı koruyucu bir görevi de vardır. Örneğin yaşadığımız gerilimler bir açıdan da bizi diri tutmaktadır. Gerilimler, uyaranlar olmasa bizler çok daha pasif hayatlar yaşayabilirdik. Hareket kabiliyetimiz azalırdı. Gerilim ve belirli korkularımız sayesinde kendimize hedefler koyuyor ve bir amaç dahilinde hareket ediyoruz.  Önemli olan, bütün bu gerilimleri zarar verici hale gelmeden, baskı yaratmadan bir araç olarak kullanabilmektir. Kendimizi ve o an yaşadığımız endişe halini birbirinden ayırt edebilmek gerekir aksi takdirde olumsuz heyecanlara kapılabilir ve o ana kadar gösterdiğimiz tüm çabaları çöpe atmış olabiliriz.  Hepimize bu yolda kolay gelsin!

Ebru Özek & Verda Altınel