Nedensellik & Eşzamanlılık

Jung şöyle diyor:

"Bizim bilimsel anlayışımız nedensellik ilkesine dayanır. Doğa yasaları diye bildiklerimiz de genellikle istatistik verilere göre belirlenir. Bu verileri kendi laboratuar ortamımızdaki deneylerden almaktayız. Oysa doğayı bir laboratuar olarak düşündüğümüzde açı değişmekte ve görüntü de o oranda başkalaşmaktadır. Öyle ki, doğal bir ortamda olayların özel birtakım yasalarla uyum göstermesi ender oluyor.

Çinlilerde bizimkine benzer bir bilim anlayışı hiçbir zaman görülmemiştir. Onların zihnini en çok meşgul eden şey, bizim tesadüf dediğimiz durumdur. Nedensellik diye taptığımız ilkeyi ise umursamamışlar bile. Çinli bir olayı gözlerken, olayın meydana gelmesine neden olan diğer şeylerin bir sonucu olarak görmez onu. O anda, gözlem anındaki diğer olaylarla birlikte oluşan bir olay tesadüfü incelemektedir. Gözlem anındaki bir olay, diğer bütün olaylarla aynı anda meydana gelmektedir ve bu yüzden hepsi birbiri ile ilgilidir…

Böylece, ince "I Ching" çubukları atıldığı anda, diğer bütün olaylarla bu yapılan iş arasında bir bağlantı kurulmuş demektir. Bize göre saçma gelebilir bu varsayım. Ancak, bir bardak şarabı tadarak anında hangi yılın ve bağın ürünü olduğunu söyleyen uzmanlar; antik bir eşyaya baktığı anda onun imal edildiği yeri ve tarihi bildiren antikacılar; kişinin doğum anını hiç bilmeden, bir inceleme ile onun doğduğu zaman yükselen burcu ve ay ile güneşin gökyüzündeki durumlarını söyleyebilen astrologlar da var…

"I Ching"i meydana getirenler de heksagramların bu gibi özellikleri tespit etmekte işe yaradığına kanaat getirmişler. Onlara göre heksagram, bileşiminin oluştuğu anın açıklayıcı bir örneğidir. Çünkü heksagramı o anın koşullarını gösteren bir belirleyici olarak kabul ediyorlar.

Bunu eşzamanlılık ilkesiyle açıklayabiliriz ki, bu da nedensellik ilkesinin tam karşıtıdır. Nedensellik ilkesi, olayların birbiri ardınca nasıl meydana geldiğini ortaya koyar. Eşzamanlılık ilkesi ise, zaman ve yer bakımından birbirine tesadüf eden olayların rastlantıdan da öte bir anlam taşıdığını belirlemektedir. Olaylar ile gözlemci arasındaki nesnel ve öznel durumun birbirine bağımlı olduğu bir rastlantı vardır burada. Nedensellik olayların zincirini, eşzamanlılık ise olayların tesadüfünü ele almaktadır."

Evet, Jung "I Ching" bağlamında, nedensellik anlayışından kurtulmuş olay değerlendirmelerini böyle anlatıyor… Zincirleme bir nedensellikten çok, her şeyin bütünün bir parçası olduğu gerçeğini vurguluyor.

Rusya için Batı'nın doğusu, Doğu'nun batısı denebilir. O nedenle, sanatı Batı roman geleneği içinde görülse de, Lev Tolstoy'un sözleri tipik Batılı anlayışa örnek sayılamaz. Ama yine de Batı'yı tanıyan bir sanatçı ve düşünür olduğu için Tolstoy'un nedensellik bağını yadsıdığı şeklinde değerlendirilebilecek sözleri ilgimizi çekiyor. Tolstoy "Savaş ve Barış"ın bir yerinde şunları söylüyor:

"Elma olgunlaşınca düşer. Ama neden düşer? Bir güç onu toprağa doğru çektiği için mi? Sapı kuruduğu için mi? Güneşte kurumaya başladığı için mi? Ağırlaştığı için mi? Rüzgâr estiği için mi, yoksa aşağıda duran bir çocuk o elmayı yemek istediği için mi?

Hiçbir şey, hiçbir şeyin nedeni değildir. Bütün bunlar, sadece yaşantıyla ilgili her olayın, her organik ya da doğal oluşumun meydana gelmesine yol açan tüm koşulların bir araya gelmesidir. Elmanın hücreleri parçalandığı için ya da buna benzer bir durum yüzünden düştüğünü söyleyen bir botanik bilgini de, aşağıda durup elmanın yalnız kendisi onu yemek istediği ve yere düşsün diye dua ettiği için düştüğünü söyleyen çocuk kadar haklı ya da onun kadar haksızdır.

Tarihi olaylarda 'büyük adam' denen insanlar olup bitenlere etiket yapıştırırlar; olaylara ad takarlar. Oysa verilen bu adın, olayla, etiketin kendisi kadar az ilgisi vardır.

Onlara herhangi bir nedene bağlı olarak meydana geliyormuş gibi görünen olaylar, tarihi anlamda insanın iradesine bağlı değildir; tarihin genel akışına bağlıdır ve meydana gelişleri yüzyıllarca önceden hazırlanmıştır."

Bu, insanın yaşamındaki en küçük ayrıntıdan, ülkenin politik gündemine kadar geçerli olabilecek bir anlayış değil mi? Biriyle tanışmamız, yüzyılların getirdiği bütün olaylarla ilişkili… Bu bağ, neden-sonuç ilişkisi gibi değil… Bütünüyle ve sadece öyle olması gerektiği için olan olaylar var. Eğer şimdi bir şey yapıyorsak, bunun bir nedeni yok; bu yüzyılların getirdiği bir zorunluluk. Bu asla "kadercilik" değil. Tersine, Tolstoy kaderciliğin nedensellik bağına vurgu yapan anlayışın bir ürünü olduğunu söylüyor. Her şeye bir neden arayanlar, nedenini anlayamadıkları olayları "kader" diye açıklıyorlar.

Zaman önümüze güzel şeyler çıkarıyor… Kim bilir hazırlanmış başka ne güzellikler var! Bunlara hazır olmak yeter aslında. Evren, biz istedikçe tüm istediklerimizi yerine getirecek. Çünkü yüzyıllar öncesinden hazırlanmış şeyleri istiyoruz… Bunlar olacak ki istiyoruz… Sezgiler bu yüzden var.

Fizikçi Fritjof Capra, ilk kez 30 yıla yakın bir süre önce yayınlanan "Fiziğin Taosu" adlı kitabında, eski Doğu öğretileriyle kuantum fiziğinin bulguları arasındaki şaşırtıcı paralelliklere dikkat çekiyor. Bu arada "kuantum felsefesi" diye bir kavram da ortaya atıldı. Daha sonra yazılan birçok kitapta bu anlayış kabalaştırılarak bilim dışı yaklaşımlara dayanak yapılmaya çalışıldı, hatta maneviyat ticaretinin malzemesi haline getirildi. Ama istismarcılar her konuda çıkıyor. Bütün bunlar Capra'nın dile getirdiği paralelliği ortadan kaldırmıyor.

Batı dünyası, nedensellik dışı ilişkileri kuantum fiziğinin gelişmesiyle daha yeni yeni keşfetmeye başlıyor. Bunun Batı felsefesinde sistemleştirilmesi için belki daha çok uzun zaman beklemek gerekecek. Ama geçmişinde binlerce yıldır bu anlayışın kökleri bulunan Doğu'nun da beklemesi gerekmiyor.