Aşk – Tutku – Alışkanlık

Üzerine nice şarkıların, şiirlerin, romanların yazıldığı, uğruna nice acıların çekildiği, var olduğu an dilimleri için baş döndürücü hazların yaşandığı bir duygu şu aşk denilen şey. Herkesin istediği ama çok az kişinin ne olduğunu bildiği  bir kavram: sevgi. Ne olduğu pek bilinmediği için de başka duygularla sıklıkla karıştırılan bir şey. Kadın-erkek ilişkileri içinde en çok karıştırılan kavramlar aşk, sevgi, tutku ve alışkanlık. Özellikle aşkı ya da tutkuyu sevgi sanan insan o kadar çok ki.

 

Aşk

Genellikle birdenbire hissedilen bir duygudur. İçinde heyecan, karmaşa, cinsel çekim vardır. Aşık olunan kişiyi düşünmek bile insanın içinin heyecanla dolması için yeterlidir. Aşk, zamanla oluşan bir duygu olmadığı için, çiftler birbirlerini yeterince tanımaya fırsat bulamazlar. Aşık olunan kişiye, kişinin gerçek özelliklerinden çok, aşığın kendi kafasında oluşturduğu, görmek istediği özellikler yakıştırılır. Aşk kapıdan içeri girdiğinde mantık pencereden dışarıya çıkar. Kişi duygularının pençesindedir artık. Tüm beklentilere karşılık verecek kişinin “o” olduğu düşünülür. “Aşkın gözü kör” olduğu için de sevgili kusursuzdur. Aşık olunan kişiyi bir an bile olsa görmek için saatlerce beklemek ya da kilometrelerce yol kat etmek olağan davranışlardandır. Her telefon çalışında yüreği hoplar insanın. Nihayet bu kez gerçek aşk çıkmıştır karşısına ve sonsuza dek sürecektir. Romantizm had safhadadır. Düşüncelerin gerçeklerle pek ilişkisi yoktur. Çiftlerin her biri, kendi hissettiklerinin diğerinden daha fazla olduğunu düşünür. Bu yüzden de kaybetme korkusuyla kıskançlık duyulur sevgiliye. Ve korkulan şey eninde sonunda başa gelir. Zaman geçtikçe, maskeler indikçe, kişilerin gerçek yüzleri ortaya çıktıkça aşkın heyecanı azalmaya başlar. “Sen değiştin” diye suçlamalar başlar. Biri, uzaklaşmaya başlar yavaş yavaş, diğeri kaybetmenin paniğiyle acı çekmeye başlar. Tekrar eski günlere dönmek için verilen çabalardan bir sonuç alınamayınca, kişinin olgunluk düzeyine göre duygular, nefrete, intikama, tutkuya ya da kabullenmeye dönüşür. Aşkın sevgiye dönüşme oranı azdır. Bu da ancak kişilikleri gelişmiş insanlar arasında mümkündür. Çünkü zaten kendi içlerinde bütünlük kazanmış insanların, başından itibaren aşka yaklaşımlarında korkuya yer yoktur.

 

Tutku

Genellikle tek taraflıdır. Tutku bencildir, tutku esarettir, tutku vazgeçilmezdir. Sağduyunun hiç mi hiç olmadığı yok edici bir duygudur. Kişi kendisine zarar verdiğini bile bile sürdürür tutkusunu. Aşk cinayetleri diye adlandırılan şey tutkudan kaynaklanır. Kişi putlaştırdığı, asla erişemeyeceğini bildiği objeye olan saplantısını, sevdiğini sandığı kişiye zarar verme pahasına

sürdürür. Zaman tutkuyu geçirmez. Yalnızca bastırabilir. Ama yıllar da geçse, objeyle karşılaşıldığı an yine baş kaldırmaya hazırdır. Saldırgan yönü ağırlıklı olan bu duygu, saldırı, kişinin kendisine yönelmişse intihara, tutkunun objesine yönelmişse cinayete kadar varabilir. Sevgi sanılan duyguların en tehlikelisi ve tüketici olanı budur.

 

Alışkanlık

Hani kırk yıl bir yastığa baş koyup da birbirlerine bir kez bile “Seni seviyorum” sözünü söylemeyen çiftler vardır ya da partnerleri “Beni hala seviyor musun?” diye sorduklarında, “Sevmesem bunca yıl seninle beraber olur muydum?” yanıtını verenler vardır ya, işte bu tür uzun süreli birlikteliklerin temelinde sevgi değil, alışkanlık yatar. Birbirlerine karşı yoğun ilgi duymadıkları halde, boşluğu dolduracak başka biri olmadığı için birlikteliklerini sürdüren, yalnız olma cesaretinden yoksun, özgüvenleri gelişmemiş, yeniliklere açık olmayan çiftlerin, ihtiyaç ortaklığıdır. Alışkanlığa dayanan ilişkilerde tekdüzelik, tembellik, yaratıcılıktan yoksunluk vardır. Alışkanlığa dayanan ilişkiler, yerine konulabilecek yeni bir alışkanlık doğduğunda bitebilir. Yalnızlık korkusu yüzünden, mutlu bir beraberlikleri olmadığı halde, ayrılmayı göze alamayan çiftler bu gruba girerler. Yani tek kişilik yalnızlıklarını paylaştıklarını sanırlar. Ama alışkanlık, yalnızlığın paylaşıldığı illüzyonunu yaratır. Yani iki kişilik yalnızlıkların.