Değişim Düşmanları – Melih Arat

Dünyada kişi ve kurumların en büyük düşmanları dışarıda değil, içeridedir. İnsanın dışarıdaki düşmanları bir insanı kendi aleyhine olacak şekilde konuşturamaz; kendi aleyhine olacak şekilde hareket etmesine yol açamaz. Düello yapan iki kovboy düşünün; kovboylardan biri diğerinin ne söyleyeceğini ya da nasıl hareket edebileceğini belirleyemez; sadece silahını çekip rakibine ateşleyebilir. Bu anlamda dışarıdaki düşmanla baş edebilmek de kolaydır. Ama içerideki düşman, sizin ne söyleyeceğinize ve nasıl hareket edeceğinize ilişkin tam bir kontrol sahibidir.

Nesil Yayınları’ndan çıkan Can Alpgüvenç’in Şeyh Sadi Şirazi Bostan ve Gülistan isimli eserinde Şirazi’den seçme öyküler var. Birinci bölüm benim deyimimle insanın en büyük düşmanına ayrılmış: Kibir. Kibrin çok değişik yansımaları vardır. En kötü yansımalarından biri, her şeyin en doğrusunu bildiğini sanmaktır. Siyasetle, dinle, ekonomiyle, yönetimle, uluslararası ilişkilerle ve aklınıza gelen her konuda en doğruyu, en iyi bilenin kendisi olduğunu düşünen kişinin kulakları tıkanır, gözleri görmez olur. Ne dostlarının ne alimlerin ne de düşmanlarının hakikat de olsa sözlerini duyarlar. Kibir bir de yüksek bir konum / unvanla -müdürlük, genel müdürlük, vekillik, başkanlık, bakanlık, başbakanlık gibi – birleşirse durum iyice kötüleşir. Çünkü kibrin çok sevdiği araçlar, cezalandırma gücü, kişinin değerine değil gücüne saygı duyulması, kişinin konumu dolayısıyla methedilmesi, belirli bir çerçevesi de olsa istediğini yapabilme gücü, kişiyi iyice doğru yoldan çıkarır.

Şirazi bir hikayesinde Sağır Hatem diye bilinen bilge bir kişiyi anlatır. Karısını utandırmamak için onun işlediği bir suçu duymazlıktan gelmek için bütün ömrünü sağır taklidi yaparak geçirmiş bir kişidir bu. Ancak bir gün bir bahçede bir dost meclisinde sohbet ederken örümcek ağına düşen bir sineğin vızıltısını duyunca “açgözlülük, insanı tuzağa düşürür” deyince çevresindekilerden biri “Ey bilge kişi, sen sağırsın, nasıl sineğin vızıltısını duyabildin?” diye sorar. O da şöyle söyler: “Beni bilge bilenler beni hep överler, o zaman da gururum beni alt eder ve nefsimin esiri olabilirim. Ama sağır olduğumu düşünenler, yanımda nasıl olsa duymaz diyerek hep hatalarımı söylerse, kendime çeki düzen verebilir, değişebilirim.” (Şirazi’yi okudukça kendimi de onun ölçülerinde çok kibirli bulup utandım.)

İş ve siyaset dünyasında öyle kibirli insanlar görüyorum ki, kulakları sağır, gözleri kör. Bunların bir kısmı iyi okullardan mezun, bazılarının master dereceleri var, bazıları yurt dışında okumuş. İlginç bir şekilde eğitim ve edinilen başarı artıkça kibir de artıyor ve kişinin iletişimini bozarken gelişmesini engelliyor.

İkinci düşman, tutuculuk. Tutuculuk da kibrin en sevdiği çocuğudur. Her şeyin en iyisini bilen biri, elbette hiçbir konudaki fikir ve hareketini değiştirmeyecektir. Kibirli kişi, dışarıdan gelen her türlü enformasyona kapalı olduğu için yeni bir şey öğrenemez. Düzeltiyorum, yağcılardan gelen methiye ve zehirli ispiyonlara açıktırlar. Zehirli ispiyon: asılsız bir şekilde yapılan iftiradır. Zehirli ispiyonlar, tarih boyunca birçok insanın haksız yere harcanmasına yol açmıştır. Tutuculuk, insanın farklı düşünebilme ve hareket değişebilmesinin önündeki en büyük engeldir. Nesil Yayınları’ndan çıkan Şeyh Sadi Şirazi’nin bin yıllık bu eserini ailecek okumanızı ve yeni yılda kendinizi bu iki açıdan gözden geçirmenizi tavsiye ediyorum.