Fark’ındalık

Önce odanızı temizleyin sonra dünyayı. (Jeff Jordan)

Yaşamı harikulade bir serüven kılmak için farkındalık gerekli.

Bir fabrika sahibi, fabrikada çok değerli saatini kaybediyor. Bulana ödüller vaat ediyor. Ertesi gün fabrikaya küçük bir çocuk geliyor. “Saatinizi bulabilirim” diyor. Patron, “Oğlum bu kadar işin arasında bir de seni ayak altında istemiyorum. Fabrikanın üretimine mani olursun. Birkaç gün sonra herkes gittiğinde fabrikaya gel ve ödülü kazan.” Birkaç gün sonra çocuk fabrikaya geliyor. Fabrika sessiz, herkes evine gitmiş. Çocuk patronun saatini kaybettiği katta biraz dolaşıyor ve on dakika sonra saatle geri dönüyor. Patron şaşkın vaziyette çocuğa saati bulmayı nasıl başardığını soruyor. “Kaç gündür herkes bu saati aradı. Sen nasıl çabucak buldun?” diyor. Çocuk yanıtı veriyor: “Sadece saatin tik taklarını dinledim.”

Çoğunlukla hepimiz günlük yaşamın gürültüsüyle öyle meşgulüz ki, etrafımızdaki olanakların tik taklarını duymayız bile. Tıpkı kendi özdeğerimizin tik taklarını duyamadığımız gibi.

Farkındalık, etrafımızda olan bitene dikkat edebilmektir.

Çevremizdeki insanların, aktivitelerinin ve çevremizin farkında olmak yaşam deneyiminizden bir bütün olarak zevk almanızı sağlar. Gör, işit, anla, değerlendir.

Farkındalık bilinçli düşünce, duygu ve davranışlarımızın ve bilinçaltının faaliyetlerinin bizi nasıl etkilediğini değerlendirmemizi sağlar. O zaman anın farkındalığı içinde tepkisel değil, etkisel davranırız. Her anın hakkını veririz.

Farkındalık, kendimiz hakkındaki gerçeği bilmektir. Kendi yaratıcı yeteneğimizi, sınırsız potansiyelimizi ve kendi yarattığımız engelleri görebilmek, hissedebilmek, anlayabilmektir.

Bütün bir insan olarak, düşüncelerimizin, duygularımızın, davranışlarımızın sorumluluğunu üstlenebilmektir.

Kendimize karşı anlayışımızın geliştiği ölçüde potansiyellerimizin de farkında oluruz.

Kendinize şu soruları sorun:

Kendimde en çok sevdiğim yönler neler?

Kendimde en az sevdiğim yönler neler?

Daha iyi ve başarılı olabilmek için hangi bedelleri ödemeyi göze alıyorum?

İnsan olabilmek için, kendimin en iyi versiyonu olmak için hangi eksik yönlerimi bilmek zorundayım?

Yeteneklerim ne?

İlgi alanlarım ne?

Neye inanıyorum?

Benim için hangi değerler önemli?

Nasıl bir insanım?

Benim için önemli olan değerlerin örnek bir yansıması mıyım?

Farkındalık emek, dikkat, istek ve zaman alır. Ben’iniz kendisini ifade etmek için size sürekli tik tak sesi gönderiyor. Fabrikanın gürültüsünden tik takı duymazsanız, saatinize kavuşamazsınız.

Ünlü Hint bilgesi Krishnamurti ve üç arkadaşı arabada yolculuk ederken, ateşli bir şekilde “farkındalık” konusu tartışılıyordu. Bir ara arabada güçlü bir sarsıntı oldu. Ama tartışmanın yoğunluğundan dolayı kimse bu sarsıntıya dikkat etmedi. Krishnamurti arkadaşlarına dönerek hangi konuyu tartıştıklarını sordu: “Farkındalık” diye yanıt geldi. Hepsi onun da tartışmaya katılmasını istedi. O ise arkadaşlarına şu soruyu yöneltti:

 “Hiçbiriniz şu anda olana dikkat etti mi?”

 “Hayır!”

 “Bir keçiye çarptık, görmediniz mi?”

 “Hayır!”

 “Farkındalığı tartışıyordunuz, değil mi?”

Bilgi farkındalığa giden yoldur. Ama farkındalığın garantisi değildir. Bilgi bize anahtarlar verir. Farkındalık, bilginin anahtarı ile doğru kapıyı açmak ve manzaranın bütünü görebilmek, algılayabilmektir.

Farkındalığın özümsenmesine, yaşamın her anına yansıtılmasına ise “bilgelik” denir.

Bilgi farkındalıkla yaşama geçirilmediğinde bizi kabız yapar, sancılar yaşarız. Çünkü sadece bilgi deposu olursak ve farkındalığı yaşama geçirmezsek suçluluk duyarız. Hiçbir şey bilmeden yaşayan “mutlu” cahillere özeniriz.

Çünkü bilgi sorumluluk getirir.

Sorumluluk yetişkinlerin işidir.

Duygusal boyuttaki yetişkinlerin.

Bedensel yetişkin, duygusal çocukların dolu olduğu bu dünyada size Krishnamurti’nin Kuraldışı Yayınları’ndan çıkan “Farkındalığın Işığı” kitabını okumanızı öneriyorum.

Robotlar farkında olmaz. Yüklenen programlar doğrultusunda ve program kalıpları içinde tepki verir. Farkındalık “insanımsı”ların değil, “insan”ların özelliğidir.

Inline images 1